Merhaba,
Teknoloji sitesiyiz madem teknolojiyi tartışmamız da gerekecek diye düşünüyorum. Nitekim teknolojinin zararları ve faydaları arasında gidip gelen tartışmalar hali hazırda gün geçtikçe gündeme gelmektedir.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir teknoloji bir bilgi birikiminin uygulamadaki yüzüdür. Yani bizler insanlar olarak bilimi, bilgi birikimini hangi amaçla kullandığımızı ve aslında nasıl kullanacağımızı da iyi bilmeliyiz. Atom bombasının bulunuşu da bir teknolojik gelişmedir ancak bu teknolojik gelişmenin savaş teknolojilerine karışmasıyla beraber yüz binlerce insan ölmüş ve çeşitli kalıtsal hastalıklar nesillere taşınmış sonuç olarak kendimizi öldürdük. Öbür taraftan bu teknoloji ile enerji faaliyetlerinde çığır açıldı ve şu an günümüzde bizim ülkemiz haricinde pek çok ülkede nükleer enerji santrali kurulmuştur. Bu santraller ise güvenli bir şekilde kullanıldığında çevreye aşırı zarar verilmediği sürece güvenilir enerji kaynaklarından biridir ki fosil yakıtlarından daha da uygun olduğunu söyleyebiliriz enerji üretiminde.
Evet verdiğimiz örnekte atom bombası ve nükleer santrallere değindik. Bunun dışında farklı farklı teknolojiler de var elbette ama bugünkü yazımızda bu iki örnekle örneklerimizi sınırlandıracağım.
Şimdi, tekrar teknolojiye döndüğümüzde, teknolojinin zararları vardır ama buna karşın gerçekte yararlı olduğunu “düşündüğümüz” olguları da kendi içerisinde barındırmaktadır. Zaten insanoğlu kendisi için bir yarar görmese herhalde bu tür şeylere kalkışmazdı.
Nükleer enerji üretimi için kurulan santrallerin güvenliği ve santral içindeki nükleer reaksiyonlar sonucunda atık olan açığa çıkan bazı radyoaktif maddeler birçok çevre tarafından nükleer enerji santrallerini pek sağlıklı olmamalarının nedenleri arasında gösteriliyor. Son dönemde Çernobil kazası da özellikle nükleer karşıtı kampanyaların başlatılmasında önemli bir etken olmuştur.
Peki nükleer enerjinin artıları ne idi?
-Bir kere fosil yakıtlardan daha fazla enerji verdikleri çok açık bir şekilde ortada. 1kg kömür ile 1 kg uranyum arasında dağlar kadar fark var ![]()
-Fosil yakıtlarının atıkları diyebileceğimiz karbondioksit gazları sera gazları olduğu için küresel ısınmaya neden oluyor ve bunun neticesinde küresel iklim değişikiği söz konusu.
Eksilerine gelince de nükleer santrallerde yapılacak hataların sonuçları ağır ve radyoaktif atıkların saklanması sorunu göze çarpmaktadır.
Tabii ki nükleer enerjiye sahip olmak ulusal devlet anlamında bir güçtür; bilim adamlarınca yeni bilimsel teknolojilerin geliştirilmesine ön ayak olan itici bir güçtür. Günümüzde nükleer fizikçiler ve bilhassa Rize Üniversitesi Rektörü sayın Prof.Dr. Nazmi Turan OKUMUŞOĞLU’nu ülkemizde bir siklotron (hızlandırıcı) ve nükleer enerji santralin kurulmasında istekli gördüğüm bilim dünyasından önemli insanlarımızdan biri.
Hatta geçenlerde yapılan Gazi Üniversitesi 4. Nükleer Yapı Özellikleri Çalıştayı’nda ise ortak görüş şu idi:” Biz atom bombası üretmeyeceğiz, enerji üreteceğiz”!
İşte kastetmek istediğim şey bu idi:”Niyet”. Yani amaç!
Teknolojiyi gerçekten kullanırken bir amaç doğrultusunda kullanmalıyız ve bu amaç da insanlığa,doğaya uygun amaçlar olmalıdır.
Yazımı bitirirken elbette teknolohinin zararları vardır ama kullanılış amacına göre bu “zarar” kısmı değişmektedir.
Saygılarımla
Gökhan ATMACA
“KuarkTeknoloji”
Popularite: 100%
Aralık 9th, 2007 at 15:13
ya teknolojiyle ilgili fazla bilgi vermeniz gerekir
Aralık 24th, 2007 at 13:57
teknoloji insanlar için zararlıdır çünkü insanları tembelleştiriyor eskiden insanlar daha mutluydu şimdi git gide sıkıntılar artıyor insanlar mutsuz
Aralık 27th, 2007 at 19:56
teknolojinin zararlarını yaratan insan yani bizleriz bunu unutmayın teknolojiyiy kullanmasının bilirsek iyii
Aralık 30th, 2007 at 16:57
gerçekten çok etkileyici
Ocak 3rd, 2008 at 19:39
Biraz daha bilgi verseniz iyi olacaktır.
Özellikle zararları ile ilgili.
Ocak 15th, 2008 at 19:23
teknoloij çok hem de çok zararlıdır. İnsanlar teknolojiyi yararları için bulmuşlardır. ama hayatımızı olumsuz yönde etkilemiştir
Şubat 23rd, 2008 at 21:28
Bence de teknolojinin kullanılmasında niyet önemlidir. Sonuçta bu insanların özgür iradesine kalmış bir şey bütün insanlar teknolojinin zararlarından bahsederken ya otomobil diyor ya santral diyor ya da atom bombası diyor. Peki siz küresel ısınmayı engellemek için ne yapıyorsunuz? Kendinizi bilgisayarın başına oturtmakta sizin elinizde, kaldırmak da. Atom bombasını attıran kişileri insanoğlu seçmedi mi? Bu konuya evrensel bakmalıyız. Bazı şeyleri yaşatmak istiyorsak (örneğin: kültürümüzü) ayakta tutmak istiyorsak bunun için bir şeyler yapmalıyız. Unutmamak lazım teknoloji sadece telefon ya da bilgisayardan ibaret değil eğer çok öncelerden ocak, balta gibi şeyler olmasaydı belki şu anda biz olmazdık. Bence teknolojinin zararlarından çok bizim teknolojiyi nasıl kullandığımız ne amaçla kullandığımız önemli.
Şubat 26th, 2008 at 19:32
Çok teşekkürler Gökhan abi!Yorumun çok güzel.Ben bir şey demiycem (söylemeyeceğim Türkçesi).Sadece ödevime yararı oldu.Saol
Şubat 28th, 2008 at 20:24
rezil gibiydi! Ödevimime hiç yardmcı olmadı biz teknolojinin zararlarını araştırıyoruz. Hem de teknolojinin harikalarından biri olan arabalardan çıkan gazlar ozonu deldi!!(bu teknolojiyi iyi niyetli kullanıldığının en süper örneği atları kullansak daha mı kötü olurdu.:) en azından onlar arkalarından kötü gazlar çıkarmıyor!!)
Mart 24th, 2008 at 18:37
ben de beğendim ama içeriği daha fazla olsa güzel olurdu.
Mart 30th, 2008 at 01:47
[…] etkiyor diye de sorulabilir ama konumuzun dışına çıkarız. Teknolojinin zararları konusuna değinmiştim bu yazımız ise yararları ölçüsünde bir […]
Nisan 14th, 2008 at 21:36
Güzel bir siteniz var.
Nisan 21st, 2008 at 17:51
NÜKLEER ENERJİNİN ZARARLARI
Son 25 yıl içinde gelişen çevre bilinci teknolojik gelişmelerin kaçınılmaz bir sonucudur. Gelişen teknoloji sadece çevrenin kirliliği üzerinde potansiyel bir tehlike değildir aynı zamanda gelişen teknoloji, ölçme sistemlerinin de daha hassaslaşmasını ve etki-tesir arasındaki ilişkilerin detayları ile aydınlatılmasına da yardımcı olmaktadır.
Diğer bir ifade ile yaşadığımız ortamda herhangi bir yabancı maddenin var olup olmamasının ölçülmesinden öte, çok daha hassas ölçümler gerektiren birim zamandaki değişim oranları da ancak gelişen teknoloji sayesinde gerçekleştirilebilmektedir.
Temel prensip olarak doğada her aktivitenin çevreyi etkilediği kabul edilmekle birlikte bu etkilenmenin zararları bakış açısına göre değişmektedir. Doğayı canlıları ve yaşam koşullarını değiştirmeyen etkilerin en azından zararsız olduğu kabul edilmektedir. Buna karşı olarak geliştirilen bir başka görüş ise; etkilenme oranının zaten doğal ortamda mevcut olan değişim sınırları içerisinde kaldığı sürece doğal ortam tarafından kabul edilebilir veya izole edilebilir olacağıdır. Bu tartışmayı nükleer santral ile ilgili tartışma zeminine taşırsak ;
Doğal ortamda mevcut olan radyoaktivite;
Hava şartlarına bağlı olarak ( alçak basınç alanlarında havadaki radyoaktivitenin azalması veya yüksek basınç şartlarında doğal radyoaktivitenin artması gibi),
Coğrafi bölgeye bağlı olarak ( dağlık bölgeler, kıyı bölgeleri, toprak yapısı gibi)
Konut cinslerine göre ( toprak, betonarme,tahta yapılar gibi)
Kozmik ışınlamaya göre değişmektedir.
Ayrıca insanlar yaptıkları aktiviteler ve aldıkları bazı tıbbi tedaviler sonucunda da bir miktar radyoaktif ışınlamaya maruz kalmaktadır. Şayet nükleer santrallardan zaman ve mekana göre çıkan atıklar çevreyi ve çevrede bu atıkların doğal olarak mevcut değişim bandı içinde kalıyor ise, çevrenin ve bu çevrede yaşayan canlıların nükleer santraldan örneğin radyoaktivite nedeniyle etkilenmeleri doğal değişimlerin ötesinde olmayacaktır.
Almanya’da yapılan bir çalışma; bir insanın yılda ortalama olarak maruz kaldığı doğal radyoaktif ışınlama etkisinin 2.4 mSv ( 4 saatlik bir uçak yolculuğu sırasında 0.02 mSv, göğüs röntgen filmi çektirmek suretiyle 0.5 mSv ve benzer faaliyetler sonucunda ortalama 1.58mSv), olduğunu ortaya koymaktadır.
Yaşam sırasında bir insanın maruz kaldığı ışınlama etkisi şu tablo ile gösterilebilir;
Son 25 yıl içinde gelişen çevre bilinci teknolojik gelişmelerin kaçınılmaz bir sonucudur. Gelişen teknoloji sadece çevrenin kirliliği üzerinde potansiyel bir tehlike değildir aynı zamanda gelişen teknoloji ölçme sistemlerinin de daha hassaslaşmasını ve etki-tesir arasındaki ilişkilerin detayları ile aydınlatılmasına da vesile olmaktadır.
Diğer bir ifade ile yaşadığımız ortamda herhangi bir yabancı maddenin var olup olmamasının ölçülmesinden öte, çok daha hassas ölçümler gerektiren birim zamandaki değişim oranları da teknoloji sayesinde gerçekleştirilebilmektedir.
Temel prensip olarak doğada her aktivitenin çevreyi etkilediği kabul edilmekle birlikte bu etkilenmenin zararları bakış açısına göre değişmektedir. Doğayı canlıları ve yaşam koşullarını değiştirmeyen etkilerin en azından zararsız olduğu kabul edilmektedir. Buna karşı olarak geliştirilen bir başka görüş ise; etkilenme oranının zaten doğal ortamda mevcut olan değişim sınırları içerisinde kaldığı sürece doğal ortam tarafından kabul edilebilir veya izole edilebilir olacağıdır. Bu tartışmayı nükleer santral ile ilgili tartışma zeminine taşırsak ;
Doğal ortamda mevcut olan radyoaktivite;
Hava şartlarına bağlı olarak ( alçak basınç alanlarında havadaki radyoaktivitenin azalması veya yüksek basınç şartlarında doğal radyoaktivitenin artması gibi),
Coğrafi bölgeye bağlı olarak ( dağlık bölgeler, kıyı bölgeleri, toprak yapısı gibi)
Konut cinslerine göre ( toprak, betonarme,tahta yapılar gibi)
Kozmik ışınlamaya göre değişmektedir.
Ayrıca insanlar yaptıkları aktiviteler ve aldıkları bazı tıbbi tedaviler sonucunda da bir miktar radyoaktif ışınlamaya maruz kalmaktadır. Şayet nükleer santrallardan zaman ve mekana göre çıkan atıklar çevreyi ve çevrede bu atıkların doğal olarak mevcut değişim bandı içinde kalıyor ise, çevrenin ve bu çevrede yaşayan canlıların nükleer santraldan örneğin radyoaktivite nedeniyle etkilenmeleri doğal değişimlerin ötesinde olmayacaktır.
Almanya’da yapılan bir çalışma; bir insanın yılda ortalama olarak maruz kaldığı doğal radyoaktif ışınlama etkisinin 2.4 mSv ( 4 saatlik bir uçak yolculuğu sırasında 0.02 mSv, göğüs röntgen filmi çektirmek suretiyle 0.5 mSv ve benzer faaliyetler sonucunda ortalama 1.58mSv), olduğunu ortaya koymaktadır.
Endüstriyel bir tesisin çevre etkileri üç aşamada irdelenir:
-Tesisin yapımı sırasında,
-Tesisin işletilmesi sırasında,
-Tesis hizmet dışı kaldığında ,
Bu şıklara ilave olarak ekonomik, sosyo-politik faktörler de göz önüne alınarak projede optimum şartlar sağlanır.
Ancak tesisin çevre etkileri incelenirken izlenen metotların getirdiği kıyaslama ve değerlendirme parametreleri göz önüne alınmadan bir tesisin diğer alternatifleri ile karşılaştırması veya yer seçiminin yapılması imkansızdır. Dolayısıyla tesis ile ilgili güvenlik raporlarının hazırlanmasında belli bir hesaplama yöntemi ve verileri mevcut olmalıdır. Uluslararası Atom Enerji Ajansı ve belli başlı gelişmiş ülkeler bu yöntemleri hazırlamışlardır. Ülkemizde bu konu ile sorumlu olan kuruluş ise Türkiye Atom Enerjisi Kurumu ( TAEK) dir.
Burada düşünülen üçlü karar yöntemini kısaca şöyle açıklamak mümkündür; Tesisin yapımı için işletici dolayısıyla yatırımcı kuruluş hazırladığı raporla önce inşaat, daha sonra işletme izni için gerekli resmi kuruluşlara başvurur. Bu raporlar bilirkişiler tarafından incelenir ve bu sayede bağımsız kontrol mekanizması tesis edilmiş olur. Bu arada tesisin yapımından etkilenecek olan kişilerin tesisin yapımı ile itiraz hakkı bulunmaktadır.
Bu nedenle kimin haklı kimin haksız olduğuna karar verecek bir organa ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkmıştır. Bu organ ülkelere göre farklılıklar gösterebilir. Örneğin Almanya’da bu organ mahkemelerdir. Bu mahkemelerde bilirkişiler, itiraz sahipleri ve proje sahipleri dinlenir. Hakim geçerli olan kanun, yönetmenlik ve yöntemlere uygun olarak karar verir.
Farklı kişilerin farklı değerlendirmeleri olabileceği için karara bir üst mahkemede itiraz edilebilir. Sonuçta halk-mahkeme-işletici üçlü karar mekanizması kurulmuş olur. Yerel yönetimler alınan kararları uygulamakla yükümlüdür.
Almanya’da Mülheim-Kahrlich nükleer santralı zemin problemlerinin ortaya çıkması üzerine soğutma kulesinin 20 metre kadar ötelenmesi gerekmiş ve inşaat ve yeni projeye göre tamamlamıştır. Ancak projenin değiştirildiği öne sürülerek mahkemeye yapılan itiraz ile santralın izni iptal edilmiştir. Söz konusu santral halen işletmeye geçememiştir.
Görüldüğü gibi hukuki konular ön plana geçmekte ve karar süreci yıllarca uzayabilmektedir. Kararsız ortamlar daima yatırım maliyetini ve riskleri arttırır. Bu nedenle Almanya’da nükleer elektrik santrallarına olan yatırımlar cazibesini kaybetmiştir. Ülkemizde ise tahkim yasası ile bu riskin sıfırlanması beklenmektedir.
Nisan 21st, 2008 at 19:22
Dilan hanımın ek bilgilendirmesi için teşekkür ederiz ama herhangi bir kaynaktan yararlandıysanız belirtmenizi isteriz…