Amerikalı komedyen Groucho Marx her ne kadar bir film yıldızı olsa da televizyon için düşüncesini şöyle ifade eder: “Televizyonu çok eğitici buluyorum. Ne zaman birisi televizyonu açsa başka odaya gider ve bir kitap okurum.” Üstelik bu düşüncesini henüz ülkemizde televizyonun yaygın olarak kullanılmadığı yıllarda söylemiştir. Bu sözden yıllar sonra aynı şeyleri kim bilir kaç kez söylemişizdir. Televizyon diziler, şovları, programları gecemizi gündümüze renk katıyordu (!) eğleniyorduk. Zaman su gibi akıyordu televizyonun karşısında bazen aklıma gelmiyor değil zamanın hızla akması yahut zamanın nasıl geçtiğini duyumsamamak eğlence midir? Şimdilerde ise o popüler eğlence aracının tahtı yerinden oynamak üzere en azından benim de dahil olduğum yeni kuşakta bilgisayar aslında internet bu tahtın yeni varisi.

Fotoğraf, (Creative Commons lisansı ile kullanılmıştır)
İnternet, televizyon gibi sadece eğlence aracı değil, haberleri takip etme aracı da değil! İnternet bir yaşam biçimi daha doğrusu insan yaşamını biçimlendirebilecek bir yapıya sahip olgu, fenomen hâline geldi. İnsanlar artık arkadaşlarıyla internet üzerinden sohbet ediyor, internet üzerinden duygularını paylaşabiliyor, haberlerini takip edebiliyor, videolar izleyerek eğlenebiliyor hatta iş hayatı internet üzerinden geçiyor, insanlar internet üzerinde artık yaşayabiliyorlar bizler Mars’ta yaşayabileceğimizi akıllara getirirken…
İnternet öyle bir yere geldi ki insan yaşamını etkileyebilecek bir konumda. İnternet ve bilgisayar kullanımına bağlı olarak insanlarda bir takım değişiklikler görülmeye başlandı. Neler olabilir? Örneğin, internette ne kadar zaman geçirdiğinizi düşünün, günde 1 saat mi hayır! 3 saat mi hayır! İşte sırf internet başında geçirdiğiniz zaman sizin internetten etkilendiğinizin en önemli işaretidir!
İnternet sendromları adı altında yeni yeni bir kavram belki hastalık tanımı oluşmaya başlıyor. Henüz kesin bir dille bahsedilmese de bazı araştırmacıların uzun dönemli çalışmalarının olduğunu okuyoruz. İnternet kullanımının etkileri bir çok şekilde kendini belli ediyor: unutkanlık, dikkat eksikliği, konsantrasyon eksikliği, zamansızlık-zamanı verimli kullanamama gibi. Özellikle internetle beraber bu tür şikayetlerin olduğu görülüyor ki bu şikayetçilerden biri de benim ve tabii birçok internet kullanıcısı.
Kendimden örnekler verirsem,
İnternet sendromlarının sayısı zamanla yeni nesil internet çılgınlıklarının (web 2.0 gibi) aramıza katılmasıyla da artmaktadır. Bir kısmına bu yazının devamında değineceğim ancak şimdi söz google ve bilgi açlığına gelmişken Google Sendromu ile yazımıza devam edeceğim. Bu noktada bu yazıyı yazmam konusunda Güneşin Tam İçinde sitesinde yer alan şu yazı ve bu yazıda Süleyman Beyin açık mimi beni teşvik etmiştir. Süleyman Beyin yazısında ve Ahmet Beyin çevirisinde yer alan ortak soru olan Google Bizi Aptallaştırıyor mu sorusu da işte bu yazının konusunu oluşturuyor. Ben bu soruyu internet sendromlarından biri ya da bu internet sendromlarını da kapsayabilecek şekilde Google Sendromu olarak tanımlamaya çalıştım.
Google Sendromu: İnternet İnsanları Aptallaştırıyor mu?
İnternet düşünen bir canlıyı nasıl aptallaştırabilir? Kendisini oluşturan bir canlıya nasıl etki edebilir? İnternet bu şekilde etki edebiliyorsa gelecekte hayatımızda daha fazla yer bulacak olan yapay zeka fenomeni bizi ne şekilde etkileyebilir? Sorular çeşitlendikçe insanlar biraz daha tedirgin olabiliyor haklı olarak. Çünkü, internet yaşamımızı gerçekten etkiliyor. Aslında yaşamımız dolaylı olarak etkileniyor asıl etkilenen beyin ve bilinç. Beyin ve bilinç her ikisi de ayrı ayrı ele alınarak bakıldığında daha çözülememiş pek çok yönlerinin olduğunu görebiliyoruz. Bir de üzerine internetin etkisini ekliyoruz. Ne var ki internetin beynimize ve bilincimize etkisini yaşamımızda fark edebiliyoruz. Bir kısmını yukarıda saydım çoğu “psikolojik sorunlar” olarak karşımıza çıkıyor. Bu sorunların en başında internetin getirdiği hızlılığı gerçek hayatta da yaşama isteğimiz. Bu gerçekten başlı başına bir problem, bir mekana sığamamak, beklemekten eskisine oranla daha fazla sıkılmak ve bu hızlılık olgusuyla herşeyden çabucak sıkılma tıpkı internet siteleri arasındaki gezinme gibi oradan oraya gerçek yaşamınız içinde degezinmek, atlamak istiyorsunuz yani dikkatinizi, konsantrasyonunuzu bir yerde kolay kolay toplayamıyorsunuz çünkü alışmışsınız daha farklı şeyler yapmaya daha kısa sürede daha çok şey, tam bir tüketici çılgını gibi, daha fazla tüketmek ister gibi daha fazla!
İşte Google Sendromu bu yazılanlardan ibaret! Tüm dünyanın bilgisini bir tık ötemize taşıyan Google’ın insanlar üzerine en önemli etkisi her şeyin elinizin altında olduğu hissi ve türevleri.
Diğer İnternet Sendromları
Wikipedia‘da yer alan İnternet Sendromları adlı makaleden yaptığım alıntıda şu şekilde bilgilendirme var:
İngiltere’nin saygın tıp dergisi The New Scientist’in haberine göre, milyonlarca insanı bilgisayar başına bağlayan Internet, ego sörfü, blog ifşacılığı, youtube narsizmi ve wikipedializm gibi ilginç hastalıklara davetiye çıkarıyor. İşte The New Scientist’e göre Internet kullanıcılarını bekleyen hastalıklar:
Ego sörfü: Düzenli aralıklarla internette kendi ismini aratan ve hakkında internette NE gibi bilgilere ulaşıldığını kontrol Eden kişilerin yakalandığı rahatsızlık.
Enfornografi: Pornografi ve enformasyon sözcüklerinden türetilmiş bu kelime, “bilgi açlığını internette dindirmeye çalışma” olarak tanımlanıyor.
Blog ifşacılığı: Bilinmemesi ve yayılmaması herkes açısından faydalı olan bilgileri on-line yayınlama merakı.
Youtube-Narsizmi: Kendisini tanıtmak için sürekli kendi videolarını Internet sitelerinde yayınlama, yayınlatma.
Myspace Taklitçiliği: İnternette başka bir kişiliğe, başka bir role bürünme takıntısı.
Google Takibi: Tüm yakınları ya da tanımadıkları kişiler hakkında internet üzerinden bilgi edinmeye çalışmak.
Siberhondrik: En ufak bir hastalık belirtisinde, doktora gitmek yerine internetten tedavi yöntemleri arama.
Photolurking: İnternette saatlerce başkalarının fotoğraf albümlerine bakma.
Wikipedializm: Günün önemli bir kısmını Internet anskilopedisi Wikipedia’ya katkıda bulunmak, yazılar yazmak ve metinlerde tashih yapmaya harcamak.
Crackberry: Özellikle yöneticilerin yakasına yapışan bu hastalık, adını daha çok kurumsal iletişimde kullanılan, e-mail alıp gönderebilinen, internette sörf yapılabilen ‘avuç içi’ bilgisayar türü Blackberry telefonlarından alıyor.
Cheesepodding: Türkçe’de tam karşılığı olmayan bu sözcük ise, zamanının büyük kısmını internetten şarkı indirmekle geçirenler için kullanılıyor.
Yenilerini de eklemek mümkün, bu tam olarak internet üzerinde neler yaptığınıza bağlı. Örneğin bir web sitesi sahibi olarak sitenizin istatisklerini anlık olarak takip etme isteği olabilir ya da e-postalarınızı sürekli takip etme ihtiyacı duyma gibi. İşte belli bir süre sonra internette yaptıklarınız alışkanlık olarak karşınıza çıkıyor ve farkında olmadan bir ihtimal psikolojik bir soruna zemin hazırlayabiliyor.
Google Sendromunun Sorumlusu İnternet mi?
Yazı çok uzadı biliyorum zaten internetin de etkisiyle ne uzunca bir yazı yazabiliyoruz ne de uzun yazıları rahatlıkla okuyabiliyoruz. Peki internet gerçekten etkili mi? Yani tüm bu olumsuz sayılabilecek şeylerin tek sorumlusu internet mi?
Bence tek sorumlusu internet değil sonuç olarak internet bir araç ve o aracı kullanan sizsiniz. Önemli olan interneti doğru kullanabilmek ve bunun için de internetin -ileride yapay zekanın- efendisinin siz olduğunuzu öncelikle kendinize kabul ettirmeniz gerekli olandır!
Nasıl internetin efendisi olunacağını da dilerseniz bir başka makale de tartışalım. Böyle bir konuda yazmamıza teşvik eden Süleyman Beye ve yaptığı keyifli çevirisi ile de Ahmet Beye teşekkürler.
Son olarak bu yazının başındaki Groucho Marx’ın düşüncesini göz önüne aldığımızda “İnternetten uzaklaşabilip kitap okumayı denediğimizde belki de olası sorunları çözmüş olabiliriz.”
Gökhan ATMACA
Kaynaklar:
Popularite: 55%
Ağustos 4th, 2008 at 11:30
[…] Evet ilk mim cesur yazarımızdan geldi ve cidden çok güzel bir makale de zengin düşüncelerini yazmış. Gökhan Atmaca - Kuark “TeknolojiBilim” Blogu http://www.teknoloji.kuark.org/2008/08/04/google-sendromu/ […]